Sivil toplum örgütleri nedir?

Sivil toplum örgütü; devletin gücünün yetmediği konularda araştırma, tesis ve hizmet sağlayarak devlet işlerindeki açığı kapatmakla görevli kuruluşlara denir.

Sivil toplum kavramının geçmişine baktığımızda net bir tanımlamanın aksine, kavramın ortaya çıktığı ilk andan itibaren her dönemin dünya görüşüne, siyasi rejimine bağlı olarak değişiklik gösterdiğini görmekteyiz. Sivil toplum kavramının zaman içerisinde çeşitli tanım ve aşamalardan geçerek günümüzdeki halini almasının hikayesi ilk olarak Antik Yunan düşünürü Aristoteles’le başlamıştır.

Küçükömer’in (Küçükömer’den Akt Duman 2004:47-52) de savunduğu gibi batının özgür düşünce anlayışının, seçme ve seçilme hakkına sahip özgür bireyinin, demokrasi tohumlarının ilk çıktığı yer olan Antik Yunan döneminde aynı zamanda sivil toplum tohumlarının da yeşermeye başlamasına şaşırmamak gerekir. Buna rağmen Aristoteles o dönemde günümüzdeki sivil toplum anlayışından uzak, sivil toplum tanımını polise yani site devletine dayandırarak sivil toplumu, ‘yasalarla belirlenmiş kurallar sistemi içindeki özgür ve eşit kabul edilen yurttaşların bir siyasal toplumu’ olarak adlandırmıştır.

Aristoteles, burada toplum-devlet ayrımına gitmeyerek sivil toplumu politik bir düzlemde tanımlanmıştır. Üstelik onun polisi diğer bir deyişle sivil toplumu tüm yurttaşları değil yalnızca devlet sınırları içerisinde yaşayan ve devletin vatandaşı olan özgür bireyleri kapsar, köleler ve kadınlar buna dahil değildir. Aristoteles’ten çok sonraki yıllarda Avrupa’yı etkisi altına alan bir derebeylik dönemini bir kenara koyarsak 12. yüzyıldan 19.yy’a kadar Avrupa’da yaşanan gelişmelerin, değişimlerin sivil toplum tanımında yeni hareketlenmelere, anlayışlara gebe olduğunu söyleyebiliriz.

Feodalitenin zayıflaması, kentlerin oluşumu, yeni ekonomik araçların ortaya çıkışı ve buna zamanlı yepyeni bir sınıfın; burjuvanın toplumsal, ekonomik hayata egemen oluşu aynı zamanda yeni bir dünya anlayışının da filizlenmesine neden olmuştur. Aydınlanma Dönemi öncesine hakim olan ‘tanrısal toplum’ düşüncesi 18.yy’dan itibaren yerini yeni bir seküler düzen anlayışına ve toplumsal yapılanmaya bırakmıştır.  Buna paralel, seküler bir düzen anlayışının içerisinde yeni bir sivil toplum anlayışı kendini göstermiştir.

Aydınlanma Dönemi’nin doğal hukuk okulunun temsilcilerinden olan Hobbes, Locke, Rousseau’nun toplum sözleşmesi çerçevesinde devlet ve toplumsal yapıyı yeniden tanımlamaları, sivil toplum kavramını günümüzdeki tanımına bir adım daha yaklaştırmıştır. Ne var ki sivil toplumu doğa durumunun karşıtı yani, bir sözleşme etrafında toplanarak bir araya gelip devleti oluşturan toplum, olarak gören bu ekol de sivil toplumu siyasi toplum olarak tanımlamaktan ve devlete bağımlı bir alan olarak görmekten uzağa gidememiştir.

Doğal hukuk okulunun temsilcilerine zıt olarak düşüncelerini ilerleten çatışmacı teorisyenlerden Marx, Hegel ve Gramsci ise sivil toplum ve devlet anlayışına, çatışma üzerinden yorum getirirler.  Çatışmacı teorinin önemli düşünürlerinden ve sivil toplumu bir “burjuva toplumu” olarak değerlendiren Hegel, devleti kutsallaştırmakla birlikte sivil toplumun devlet dışı bir alan olmasına vurgu yapan ilk düşünürdür. (Abay: 273) Hegel etik hayatı; aile, sivil toplum ve devlet alanları olarak üç bölüme ayırır ve her alanın kendine özgü mevcut değerlerine vurgu yapar. Bu üç alandan biri olan sivil toplum, tarihsel süreçte meydana gelen modern dünyanın bir ürünüdür, aile ve devlet arasında yer alır.

Aile; dayanışmanın, sevginin, hoşgörünün alanıyken sivil toplum, ekonomik bir alandır. Dolayısıyla bu alanda; bireylerin ihtiyaçları, çıkarları doğrultusunda çatışma yaşanması kaçınılmazdır. Bireyleri birbirine düşüren sivil toplum alanındaki çatışmayı durduracak tek şey ise devlettir. Marx ise sivil toplumu Hegel’den farklı olarak; çatışmayı meydana getiren değil devleti belirleyen, ona yön veren bir alan olarak ele almıştır. Toplumu oluşturan iki yapıdan biri, alt yapı olan sivil toplum içerisinde gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetleri ile üst yapıyı yani devletin yapısını belirler.

Karl Marx’ın sivil toplumu da Hegel gibi burjuva toplumudur ve ona göre sivil toplum kapitalizmin var olmasıyla vücut bulmuştur. Marx, devleti sivil topluma bağlayarak sivil toplumun gücü bir yana devlet-sivil toplum ayrımına vurgu yapmıştır. Devlet-sivil toplum ayrımını yapan bir diğer çatışmacı düşünür ise Gramsci’dir. Gramsci’ye göre sivil toplum Marx’ın söylediği gibi yalnızca ekonomik faaliyetlerin bulunduğu bir alan değil aynı zamanda devletin ideolojik, kültürel hegemonya alanıdır. Devlet yönetme ve zorlama aygıtlarını kullanırken sivil toplumun işlevi, kültür ve ikna yoluyla devletin toplumu hegemonya altına almasına yardımcı olmaktır.

Sivil toplum örgütlerinin özellikleri

1. Amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları yürütür.

2. Üyeleri ikna ve eylemlerle çalışır.

3. Üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle kabul eder.

4. Kar amacı gütmez.

5. Gelirlerini bağışlar veya üyelik ödemeleri ile sağlarlar.

Sivil toplum örgütleri hangi isimler altında faaliyet gösterirler?

1. Oda

2. Sendika

3. Vakıf

4. Dernek

Sivil toplum örgütlerine örnekler

1. Türkiye bilişim Vakfı

2. Bir Dilek Tut Derneği

3. DenizTemiz Derneği

4. Doğal Hayatı Koruma Derneği vb. gibi kuruluşlar sivil toplum kuruluşlarına örnek olarak verilebilirler.

En önemli sivil toplum örgütleri hangileridir?

1. Tema

2. Akut

3. Kızılay

4. Yeşilay

5. Lösev

6. Tev

7. Çydd

8. Türkiye Mehmetçik Vakfı

9. Türkiye Diyanet Vakfı

Sivil toplum örgütleri'nin gelir elde etme yöntemleri nelerdir?

1. Kişisel bağışçılar,

2. Şirketler,

3. Vakıflar,

4. Yerel ve Ulusal Hükümet,

5. Bedel Karşılığı Hizmet vermek.

Dış bağlantılar

Sivil Toplum Kuruluşları nedir?

Stk nedir?

Son eklenenler

say